Akademik Yazılar

26/03/2019

1937 JAPONYA’NIN ÇİN’İ İŞGALİ (80 Milyon 500 Milyonu Nasıl İşgal Eder?)

“Yeni İpek Yolu Perspektifinde Türkiye-Çin İlişkileri” Projesi Lise Öğrencisi-Rüveyda ÖZCOŞAR

ÖZET

Bu makalede son yıllarda büyüme hızıyla dünyanın süper güçleri arasına giren Çin'in 20. yüzyılın ilk yarısında yani 1937-1945 yılları arasında Japonya tarafından işgal edilmesi incelenecektir. 1937’lerde 500 milyon nüfusa sahip Çin’in aynı tarihlerde yaklaşık 80 milyon nüfusa sahip Japonya tarafından işgal edilişi toplumların nicelik ve nitelikleri açısından değerlendirilecek, 1937'nin sonlarına doğru Çin'i derinden etkileyen Nanking Katliamı'ndan söz edilecektir. Makalede, öncelikle Japon işgali öncesinde Çin’in geçmişten günümüze tarihçesi değerlendirilip ardından Japon işgali, işgalin sebepleri-sonuçları ve Çin’in işgalden kurtulma süreçleri incelenecektir. Bu bağlamda Hiroşima bombasının Japon-Çin işgaline etkisi de söz edilecektir.  Sonuçta, 80 milyonunun 500 milyonu işgal edebilme kapasitesi tarafların nitelikleri dikkate alınarak açıklanacaktır. Makale konuyla ilgili, daha önce yapılmış akademik çalışmalardan faydalanılarak hazırlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Çin, Japonya, İşgal, Milli Birlik.

 

HOW DOES 80 MILLION OCCUPY 500 MILLION?

1937 Japan’s Occupation of China 

Abstract

This article examines China, one of the superpowers of the world in recent years, which was occupied by Japan in the first half of the twentieth century. The occupation of China, which has a population of 500 million in the 1937s, by Japan with a population of approximately 80 million at the same date will be evaluated in terms of the quantity and quality of societies.

This article evaluates firstly the history of China from the past to the present before the Japanese occupation and then the Japanese occupation, the causes and effect of the occupation and the processes of China’s elimination from the occupation. As a result, the capacity of 80 million to occupy 500 million will be explained by taking into consideration the qualifications of the parties. This article has been prepared by taking advantage of previous academic studies.

Keywords: China, Japan, Occupation, National Unity

 

GİRİŞ

Çin, tarihi kaynaklara göre 4000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu bilgi Çin’in, insanlık tarihinden günümüze kadar varlığını devam ettiren en eski medeniyetlerden biri olduğunu göstermektedir.  Çin’in en önemli özelliklerinden biri de siyasi, sosyal ve kültürel açıdan özgün olmasıdır.   Çin coğrafyasına hayat veren en önemli unsurlar, Sarı Nehir ve Yangzte nehirleridir. Çin, bu iki nehir arasında kalan beyliklerin birleşmesi sonucuyla M.Ö. 3. yüzyılda "Zhongguo" adıyla bir ülke olarak ortaya çıkmıştır.  Bu ülke, kimi zaman savaş kimi zaman da hileyle topraklarını genişleterek bugünkü 9.597.00 km2 lik toprağa ve 1.420 milyarlık nüfusa sahip olan dünyanın en büyük ülkelerinden biri haline gelmiştir (Çakan, 2017:111).

Çin geçmişten günümüze yüzü aşkın sülale ve hanedanlık tarafından yönetilmiştir.  Çin milli tarihinin büyük parçası olan bu hanedanlıklardan 24’ü resmi yıllıklara kaydedilmiş ve bunlar “24 Tarih” olarak adlandırmıştır. Bu hanedanlar sırasıyla şunlardır: Xia Hanedanı (M.Ö.21.yy.-MÖ.17.yy), Shang Hanedanı (MÖ.17.yy-MÖ.11.yy), Zhou Hanedanı(MÖ.1050-MÖ.256), Qun-qiu-dai Hanedanı (M.Ö.770-M.Ö.476), Zhan-guo Shi-dai Hanedanı (MÖ.403-M.Ö.221), Qin Hanedanı (M.Ö.221-M.Ö.206), Han Hanedanı (M.Ö.206-M.S.220), Üç Krallık Hanedanı (M.S.220-589), Sui Hanedanı (581-618), Tang Hanedanı  (618-907), Song Hanedanı (960-1279), Yuan Hanedanı (1206-1368), Ming Hanedanı (1368-1644) ve son olarak, Qing (Man-zhou) Hanedanı  (1644-1911) (Çakan, 2017: 112-126).

Çin, M.Ö.’den başlayıp 20.yüzyıla kadar devam eden uzun yıllar boyu “devlete çiftçi gelirini vergileme izni veren” tek millet olarak tarih sahnesinde yer almıştır. Ülkenin milattan önceye dayanan feodal yapısı Çinlileri tahıla mecbur bırakmış ve ticari imkânlarını kısıtlamıştır.  Bu sayede içlerine kapanık olan Çin halkı birbirleriyle didişmeyi bırakıp gözlerini ürettikleri ipeği ve diğer malları verebilecekleri pazarlara dikmişlerdir. Gün geçtikçe nüfusuna oranla artan ihtiyaçları da Çin’i Türkler ile ticaret yapmaya sürüklemiştir Fakat Çin hanedanlık döneminde uzunca bir süre oturulmamış bir ideal düzen ve yönetim şekli ile karşı karşıya kalmıştır. Geçmişten beri ekonomik faaliyetlerini yüksek ölçüde arttırmaya çalışan Çin bakıldığında dünyada ekonomik faaliyetlerin ilk ortaya çıktığı ülkelerden biri olmuştur. İpek üretiminin yanı sıra barutu, pusulayı, matbaayı ve buharlı üretim tekniklerini Batı medeniyetlerinden önce bulmuştur (Buluş; Özmen, 2017:23).

Çin kültürünü en eski dönemlerinden gelen Konfüçyüs ekolünün ülkede büyük bir etkisi olmuş hatta Çin kültürlerinin sınırını aşarak dünyaya yayılmıştır. Konfüçyüs anlayışı toplumda, kendine yetme, çalışkan olma ancak hırslı olmama kültürünü benimsetmiştir. Rönesans’tan, sanayi devriminden etkilenmemiş olmasının en büyük nedenlerinden biri de kültürel farklılığı olmuştur (Buluş; Özmen, 2017:23).

16.yüzyılın sonlarına doğru vergilerin arttırılmasıyla toplumda ortaya çıkan karışıklıklar 24 hanedanın sonuncusu olan Qing hanedanlığının yönetime geçmesini sağlamıştır. Qing hanedanı dönemine kadar Çin batıya kapalı bir ülke olarak ilerlemesini sürdürmüştür. Qing hanedanının yönetime geçmesiyle ilk dönemlerde iç karışıklıklar ortadan kaldırılmaya çalışılmış, birçok politika yürürlüğe girmiştir. Bununla beraber Çin’in iç kesimlerinden sınır bölgelerine kadar toplumsal yapısı belirli ölçüde gelişim göstermiş, feodal merkeziyetçi monarşi yönetimi de daha güçlü hale gelmiştir. Bunun sonucunda Çin’in yıpranmış olan toplum düzeni sağlanmış ve nüfusu 300 milyona yaklaşmıştır.

17.yüzyıldan itibaren Avrupa'nın Hıristiyanlığı yayma propagandalarına karşı kapılarını Batı'ya kapatan Çin, "Afyon Savaşları" ile birlikte kaybettiği bir dizi savaş sonucunda uluslararası ticarete kapılarını açmak zorunda kalmıştır. İngiltere’yle yapılan 1.Afyon Savaşı (1832-1814) sonrası imzalanan "Nianking Antlaşması" Çin'i sömürge devletine dönüştürmüş ve bu antlaşmayla birçok batı devletleri Çin'den imtiyazlar almıştır. Yapılan bu antlaşmalar Çin halkının tepkisine ve Ta-iping ayaklanmalarına neden olmuştur. 2.Afyon Savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa tarafından kendisine dayatılan Tianjin Antlaşmasını (1858) reddeden Çin, 1860'da İngiltere, Fransa işgaline maruz kalınca ve Pekin Sözleşmesi ile Tianjin Antlaşmasını kabul etmek zorunda kalmıştır (Çakan, 2017:26).

20. Yüzyılın Başlarında Çin

19.yüzyılın sonlarına doğru (1894-1895) Qing Hanedanı yönetimindeki Çin ile Meiji egemenliğindeki Japonya arasında savaş başlamıştır. Japonya’nın Kore’yi işgali üzerine Kore Çin’den yardım istemiş ve Çin ordusunun Japonlara saldırmasıyla savaş patlak vermiştir. Savaş sonunda Çin ordusu teslim olmak zorunda kalmış, Shimonoseki Antlaşması ile Japonya, Çin’in bir eyaleti olan Mançurya’nın güneyindeki Liaotung Yarımadası ve Pescadores Adalarını ele geçirmiştir (Armaoğlu, 2017:89-90).

Çin, 20.yüzyılın başlarında yoğun iç karışıklıklarla uğraşmak zorunda kalmış ve bu karışık rejim değişikliği ile sonuçlanmıştır. 1911’de Sun Yat Sen önderliğindeki milliyetçi partinin girişimleriyle Qing Hanedanlığı yıkılmış, böylelikle yaklaşık 2,000 yıl süren monarşik sistemin son bularak geçici Çin Cumhuriyeti kurulmuştur (Buluş; Özmen, 2017:27).

1914’te başlayan I. Dünya Savaşı’nda Çin doğrudan taraf olmasa da savaşın bir parçası olmaktan kurtulamadı. Savaş başladıktan sonra Almanlar bu şehri kısa bir sürede Alman altyapısıyla modern bir şehre dönüştürdü. Buna karşılık, itilaf devletleri şehri kuşatarak iki ay boyunca bombaladı. Savaşın tüm yeni silahları kullanıldı. Sonunda Almanlar teslim oldu. Japonlar bölgeyi ele geçirdi. Ancak siyasette fırtınalar koptu. Bölge Çin'e iade edildi. Ancak Japonlar Versailles'da yapılan barış görüşmelerinde Quingdao'yu bırakmayı reddetti. Çin'de bu yüzden barış antlaşmasını imzalamayı reddetti. Tüm bu gelişmeler ve Paris Barış Konferansı’nda Çin’in aleyhine kararlar alınacağını duyan Çin Halkı sokağa dökülmüş 1919’da “4 Mayıs Hareketini” başlatmıştır. Emperyalizm ve Feodalizm’e karşı yapılan bu hareket Marksizm’in yayılmasını sağlamış ve antlaşmanın imzalanmasına engel olup başarıyla sonuçlanmıştır. Ülkede Marksizm-Leninizm’in yaygınlaşması Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kuruluşu için büyük bir adım olmuştur. Çin Komünist Partisi, 1921’de Mao Zdeong ve arkadaşlığı öncülüğünde Shangai’da Birici Ulusal Kongre ile kurulmuştur (Yücel, 2014:250-251).

Çin Komünist Partisi'nin kuruluşunun ardından yaşanan sorunlar dört başlık altında değerlendirilebilir: 1924-1927 Kuzey Mahalli Diktatörlere Karşı Savaş, 1927-1937 Çiftçi Devrimi Savaşı, 1937-1945 Japonya'nın Çin'e İşgali ve 1945-1949 yılları arasında yaşanan Kurtuluş Savaşıdır.

80 Milyonun 500 Milyonu İşgali: 1937’de Japonya’nın Çin’i İşgali

1937’de resmen başlayan Japon-Çin taarruzunun asıl başlama noktası 1931’de Japonya’nın Mançurya’yı ilhakı olmuştur. Mançurya’nın yüz ölçümü 1.416.000 km2 ve 1931’deki nüfusu yaklaşık 29 milyon civarındadır (Armaoğlu, 2017:208). Ham madde açısından zengin olan Mançurya, 19. yüzyılın sonlarından itibaren ülkeler arası anlaşmazlıklara ve savaşlara yol açmıştır. Özellikle 1894-1895 Japon-Çin savaşından sonra Japonya’nın Mançurya güneyini ele geçirmesi, Mançurya üzerinde demiryolu yapma ve yer altı kaynakların işletme hakkına sahip olduğunu düşünen Rusya’nın savaş için hazırlanmasına yol açmıştır. 1904-1905 yılları arasında gerçekleşen Japon-Rus savaşı Rusya’nın yenilgisiyle sonuçlanmış ve Mançurya üzerinde elde ettiği hakları Japonya’ya devretmiştir (Armaoğlu, 2017:90-91).

Bu durum Japonya’nın Asya’da yeni emperyalist güç olarak yayılmacılık için çalıştığını göstermiş ve 1931’de Mançurya’ya tam olarak hâkim olmaya yeltenmesi de bu düşünceyi desteklemiştir. Gitgide Mançuryadaki etkisini arttıran Japonya, Çin’in Guamintang Partisini rahatsız etmiş ve Milliyetçi Parti Japonya’nın Mançurya’daki Kvandong adlı işgal ordusunu rahat bırakmamıştır. Bu durumdan rahatsız olmaya başlayan Japon ordusu daha fazla dayanamayıp bölgedeki demiryolunda bomba eylemi düzenlemiş ve bunu bahane ederek Mançurya’yı istila etmeye başlamıştır. 18 Eylül 1931’de başlayan bu istila Japonya’nın Mançurya’yı tam olarak işgal etmesi ile son bulmuştur. 1 Mart 1932’de Mançurya liderlerinin de katıldığı bir kongrede Japon ordusunun desteği ile kurulan tam bağımsız Mançu-kuo Devleti ilan edilmiştir (Yücel, 2014:276).

Mançu-Kuo Devleti’nin kurulması Çin’de infiale yol açmış ve Çin ile Japonya arasında çatışmalara sebep olmuştur. 1937 yılının temmuz aylarında Pekin’deki Marko Polo Köprüsü yakınlarında çıkan silahlı çatışma Japon askerlerini tetiklemiş ve Japonya’nın Çin’i işgal harekâtı başlamıştır (Sommervillie, 2012:19). Savaşın başlarında itibaren barış görüşmeleri ile Japonya ile arasında uzlaşı yolları arayan Çin bu girişimlerinde başarısız olmuştur.   11 Temmuz 1937’de yapılan görüşmeden sonra Japonya Beijing’i işgal ederek bu barış görüşmelerini sonuçsuz bırakmıştır (Kars, 2017).

İşgalin verebileceği hasarları göz önünde bulunduran Çin’de siyasi partiler arasında uzlaşma girişimleri başlamıştır. Bu girişimler sonucunda, Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile Milliyetçi Guamintang Partisi arasında uzlaşma ve Japonya işgaline karşı direnme kararı alınmıştır (Yücel, 2014: 266).

Çin’in zayıflığı yanında özellikle Milletler Cemiyeti’nin Japonya’nın Asya’da ki bu ilerleyişine sessiz kalması Japonya’yı cesaretlendiren başlıca sebeplerdir. Temmuz 1937’den itibaren Japonya Çin’deki ilerleyişini hızlandırıp, Çin’in büyük kentlerine yönelmiştir. 1937 Kasım ayında Şanghay’ı istila etmiş ardından aralık ayında Guamintang hükümetinin merkezi olan Nanking’i işgal etmiştir. Guamintang, Şanghay savaşı ile birlikte askerlerinin %60’ını kaybetmiştir. Bu savaş Japonya için de kolay atlatılmamış Japonya da çok kayıp vermiştir. Şanghay işgali sonucunda 400.000 insan ölmüş ve savaşın galibi Japonya olmuştur.  Bu galibiyet Japonya’nın hız kesmeyen ilerleyişinde büyük adımlar atmasını sağlamıştır. Şanghay’ın istilası sonrasında savaşın bittiğini düşünülse de Japonya asıl ağır darbeyi Şhanghay savaşından sonra Nanking katliamında vurmuş ve gücünü Çin’in iliklerine kadar hissettirmiştir (Gülbay, 2012).

Japon Ordusu Çin’in 4 büyük şehrinden biri olan Nanking’e işgal emrini almış, Şhanghay savaşı sonrasında verilen büyük kayıplardan ötürü büyük bir intikam hırsıyla 8 Aralık 1937 Nanking kapılarına dayanmıştır. Katliam öncesi Çin Ordu Komutanlığına bildiri yayımlayan Japon ordusu bildiride “Japon ordusu, Çin sivillerine ve askerlerine hiçbir nefret emaresi göstermeden nazik ve cömert davranacaktı. Fakat kendisine karşı koyanlara karşı öfkeyle doluydu. Yarına kadar cevap verilmezse Japon İmparatorluk ordusunun saldırmaktan başka şansı kalmayacaktır.” sözleri ile işgali açıkça bildirmiştir. Bu ültimatomu kabul etmeyen Çin, ordusuna sonuna kadar savaşma emri vermiş bildirgeye de geri cevap vermemiştir. Cevap alamayan Japon ordusu 10 Aralık gecesi Nanking sınırlarında cevap almayı beklemiş son 1 saat Çin ordusuna zaman tanımış, cevap almayınca 01.00’da işgale, tabiri caizse katliama başlamıştır. Yaklaşık 1 ay süren bu işgal Japon ordusunun karşılık almasıyla kızışmış, Japon Ordusunun komutanlarından aldıkları yağmalama ve tecavüz talimatlarıyla katliama girişmiştir.  Çin halkını insan yerine koymayıp yaklaşık 20.000 kadına tecavüz edilmiş, birçok silahsız asker teslim olmasına rağmen sopalarla dövülüp kurşuna dizmiş ve nehrin sularına bırakılmıştır. İnsanlık tarihinin yüz karartıcı bu katliamı 1938 Ocak ayında 250 binden fazla ölü 20 binden fazla kadın tecavüzleriyle sonuçlanmıştır (Yücel, 2014:266-267).

Nanking katliamından sonra Japonya Kuzey Çin’i tamamen istila etmiş ve Guamintang batıya çekilmek zorunda kalmıştır. 1940-1941 yıllarında Çin’in iç sürtüşmeleri tekrar başlamış ÇKP ve Guamintang birliği bozulmuş bunun sonucunda Çin’in istikrarsızlığı tekrardan ortaya çıkmıştır (Yücel, 2014:268).

1941-1945 yılları arasında sürdürülen Çin’in Japonya işgaline karşı direniş savaşı 15 Ağustos 1945’te Japonya’nın ateşkes isteği üzerine son bulmuştur. 1941’de Japonya’nın Pearl Harbor’da bulun ABD birliklerine saldırması Japonya’yı ABD’nin nükleer silahlanmalarını deneyebileceği hedef haline getirmiştir. 6 Ağustos 1945 yılında ABD hükümeti Hiroşima’ya 140 bin insanın can kaybına yol açacak cehennem bombası atmıştır. Bunun sonucunda Japonya teslim olmuş ve Çin’in Japon emperyalizminin işgalinden kurtulmasını sağlamıştır.

SONUÇ

Çin’in Japonya tarafından işgali, iki ülkenin nüfusları dikkate alındığında çok mantıklı görülmemektedir.  Normal şartlar altında o yıllarda, 500 milyon nüfusa sahip Çin’in 80 milyon nüfusa sahip bir diğer ülke olan Japonya tarafından işgal edilmesi uzaktan bakıldığında oldukça garipsenebilecek bir durumdur. Ancak bu işgal sürecinin gözler önüne serdiği çok önemli bir gerçek toplumu güçlü kılan tek unsurun nüfusun çokluğu olmadığıdır. Bir toplumu ayakta tutan belli başlı güç unsurları vardır. Bir toplumun gücü, sosyal, siyasi,  askeri, ekonomik, demografik, coğrafi, jeopolitik, bilimsel, teknolojik, kültürel güçlerinin birleşiminden ortaya çıkar. Bu güç unsurlarından birinin zayıflaması diğerlerinin de zayıflamasına da yol açar. Bu unsurların işe yaraması ancak aralarında bir işbirliği ve bütünlük olmasıyla mümkündür.

Çin’in iç sorunlarından ötürü milli beraberliği sağlayamaması Japonya’nın ihtiraslarını kamçılayan durum haline gelmiştir. Çin’in Japonya karşısında yenilgi almasının en önemli sebebi de geniş bir coğrafya ve büyük bir nüfusa rağmen güç unsurları arasında birliği sağlamamış olmasıydı.

 

 

KAYNAKÇA

Armaoğlu, F. (2017). 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995, Timaş Yayınları: İstanbul.

Çakan, V. (2017). Geçmişten Günümüze Çin, Asya Araştırmaları Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, 1(1), 111-130.

Gülbay, M. (2012). Nanking Katliamı, http://tariheburadanbak.blogspot.com/2012/05/nanking-katliam.html, Erişim tarihi: 01.03.2019

https://inanlmaztarih.wordpress.com/cin-tarihi/: Erişim: 01.03.2018

https://www.beyaztarih.com/resimlerle-tarih/detay/insanligin-kaybedildigi-yer-hirosima-ve-nagazaki, Erişim tarihi: 01.03.2018

https://www.cnnturk.com/fotogaleri/yasam/diger/birinci-dunya-savasinda-yer-aldigi-pek-bilinmeyen-6-ulke?page=12, Erişim tarihi: 01.03.2018.

Kars, Z.  (2017). Çin’de Japon Emperyalizmine Karşı Milli Birleşik Cephe: 1937-1945. Aydınlık Gazetesi, 21.04.2017.

Kömürcü, M.C. (2017).  Hiroşima'ya ve Nagasaki'ye Atom Bombası Saldırısıhttp://www.milliyet.com.tr/hirosima-ya-ve-nagasaki-ye-atom-bombasi-saldirisi-molatik-8950/, Erişim 01.03.2019.

Özmen, İ.; Buluş, A. (2017). Başlangıçtan Devrime Çin’i Anlamak (mı)?, Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 9-31.

Sommerville, D. (2012). II. Dünya Savaşı.  Türkiye İş Bankası Yayınları: İstanbul.

Yücel, M.Y. (2014).  Çin Tarihi. İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi.